hiç yokluğu bu kadar yakın hissetmemiştim...
insanlığımdan hiç bu kadar utanmamıştım...
oksijenime takılan tenyalardan önce yaşamın bir anlamı var diye....
oysaki...
nicedir kelamım kağıda dokunmuyor...
hepsi onlar yüzünden...
unutturdular bana yaşadığım şeylerin heyecanını...
zamanımı onların kutsal acılarında vaftiz olmakla geçiridm...
ey tanrı!
dokun bana ve öldür...
inanmıyorum sana ve onlara...
üç noktalarımı geri veren hayatımın haritasının en büyük yüz ölçümlü gerçeğine teşekkürlerimi bir borç bilirim...
saolasın...
iyi ki hayatımın içine sıçtın.
iyi ki soluğumu azaltmaya başaldın...
soluğum bir namlu ağzı her an susabilecek...
? bi omzu düşük adam
nidaların nafile
kaşlarındaki çatı neyin nesi
? yüreği kadar keskin sözleri
-keskin sirke kübüne zarar
bu kadar yaranın sahibi kim
! gölgelerin çarkettiği bi orman
daireler çizerek koşulur hayat yolu
sen emekliyorsun aklını göğe salarak
! oynuyorsun
hergün başkası olmak
ve vazgeçmemek 17yaşından
yazgın bu senin genç adam
soğuk...
sabahın 10'u...
ve ben hiç uyumamışım gibi...gri bir kentin eteğinde sallan bir salıncak burası.rüzgar karşıdan esiyor ve bir çok kelimemi çalıyor ansızın...
sesimi yitirmiştim oysaki.. kör bir kuyuda yıkanmıştım.vaftizim bir kan çanağı...
temizim diyemem asla ama sizler kirlisiniz...
soluğum; bir maya demiri, her sabah gözlerime çekilen mir ve bir o kadar da kısık...
doğaçlama zamanlarıma us'ta bir yanılma bu yazdıklarım...
gibi anlamsız
gibi imlasız
gibi kafiyesiz...
Yanıyor içimizin kaldırım taşları
Ritmik es
Kolu kopuk oyuncak bebek
Kaybı bir günlüğe denk düşen ılık ışık
Bilinmez
Birleşmeden nasıl sağılır tutku dudaklardan
Dudakların bükümüne bir kırmızı nergis
Bekleyen
-gibi sabır
-gibi sessizlik
Dudağın titremesi
Bardağın suya doyduğu an
Aynada traşsız yüzüm
Ritmik es
Saçları yoluk oyuncak bebek
Ellerim
Dokunmayı öğrenmeli ses
Sonra yanılgıyı
Yumruklu bir sarılma
Veda senfonisinin provası
Kaçacak yer yoksa
Yerle yeksan bir düş aynadaki yüzüm
Ritmik es
Gözleri iğdiş edilmiş oyuncak bebek
Dudakların bükümünde bir kabus
Söylenmeli söz
Çalmıyorsa istencin yabanıl atını
Korlara bulanan bir acıdır içimde hissettiğim
Sigaranın kül tablasında sönüşü
-gibi derin nefes
-gibi hırıltı
Uyurken okunmalı tarih kulaklara
Belki diye
Yatakta solgun bir nergis gibiyse beden
Yüzümde bir çözülme
Ritmik es
Sakallı oyuncak bebek
Aynada parlayan yüzüm
Bayram arifesi acıları çınlıyorsa parmak uçlarında
Yazılmalı tarih uykunun köşesine
Fısıldamalı sözler kapalı bilincin kapısında
Belki diye
Bir sabah
-gibi bir savaş
-gibi Cesedin soğuk gölgesinde uyanmak
Sabah eksik ve yaralı
Yüzümün gölgesi sarı
Ritmik es
Ağlayan oyuncak bir bebek
-gibi sesli
Titremiyorsa sözcükler dokunmalı tenler
-gibi yalan
Yalan yaşamın düş kırıklığı
Unutulmamalı gece ve ses
Kırılmadan içeride en büyük
-gibi büyük betimleme
Bugünün düne yakınlığı kadar ezbere
Ritmik es
Son söz niyetine bir duadır yazmak
“her şairin infazı kalem tutmasıyla”
Söz biter
Çığlık kalır
Sakın ıslık çalma
-ki bu kentin tüm kadınları ellerinizde tenimin her damlası
Tenim tinine armağan olsun
Kırılan bir ayna
-gibi yüzüm
Yakılan bir bebek
-gibi oyuncak
Yazılan bir şiir
-gibi bu yalan
ANNE-TREN-YATAK-BABAM vs…
dağınık yatak
gözlerin perdenin arkasında
bir rüzgar esse aralanacak
iki kitap arasına saklanmış kadınlığın
bacakların yok
gündüzünde uyuyan
gecesindeyse hiç uyanmayan biri var içimde
çiçeklerin devrimi olmuş
kahretsin
artık sevgimi hapsedemeyeceğim çiçeklere
hem bu hava
hem bu mevsim
yağmur yapmaz
“anne ben uyandım”
annem yok
dağınık yatak ertesi
kırmızı bir ruj gibi gözlerin camda
yüzün gök’e benziyor
dışarıda bir çift aşk yapıyor
uçaklar denize gömülü
trenler hiçbirşeylerini taşıyor insanların
kemanlar suskun
yatak dağınık
kafam kanıyor
içerden birileri çıkıyor
sabah onları karşılıyor
“sen sabah değilsin ki”
annem uyuyor
yatağı derli ve aynı zaman da toplu
aynı
saçları gibi
“anne uyan güneş yok”
çocukluğumda güneş
annem sütün beyazlığını almış üstüne
ama benim hiçbirşeylerim nerede
tren
tren gitti
ben hiçbirşeysiz bir şey
bana eski yunandaki fenerleri anlat anane
buranın sokak lambaları bile bozuk
dağınık yatak
annemin topuzlu ve beyaz saçları
yüzün gök’e benziyor
kahven soğumuş
sigaran da mı yok
ben sevişmeyi bilmiyorum
“anne uyan sevişemiyorum”
“anne uyan güneş kaçmış”
“anne uyan”
anne seviş de
anne sev işte
babam ekmek fırınına gidiyorum kadar uzak
tütsülü yalnızlıklar ve misk-i amber kokan
bir odada
keman çalıyor yaşlı bir kız
yaşlılığı o delikanlıdan
“anne herkes devrimde biz niye evdeyiz”
parklar mitralyöz gibi yalnızlık ve bencillik
öğretiyor çocuklara
o demir çubuklar evlerimiz değil ki
kumlar
onlar çok uzaktalar yıldızın kırıntıları
dağınık yatak
uyanmamış bir ben –hiçbirşeysiz-
“şey tren kaçta”
“isadan da önce ha iyi yetiştik”
ben senin hiçbirşeyinim
“anne ben gidiyorum”
Babam da trende Lorca’nın yanında isanın
ötesinde
bir kadın tamamı ile Nietche’yi okuyor onun
gözlerinde
Marx sakalına takılan yün tanelerini
temizliyor
Babam Lorca ve Zola iskambil oynuyor
oyunun jokeri ben oluyorum
bir onun elinden bir Babam’ın eline
tren düzgün bir o kadar uçsuz
“anne ben gittim”
güneş burada
beyaz annem
ve
gök sen
güle güle gittim
ben senin hiçbir şeyinim
ya sen
benimle gelmiyor musun?
KENT GÜNCEM
1.
saatlere tecavüz eden bir ırmak
(edepsiz güneş)
akar
kenti ve göğüsleri yararak
plastik bebekler taşıyor fahişeler
-rahimlerinde
rahimleri ki bir koli bandı tadında...
2.
ne zaman
(kayıp güneş)
kentte bir erkek erkeği öpse
garda uyanıyor tüm kadınlar
-gitmek için çok geç-
3.
uyanıyor çöplüklerde
(yasak güneş)
iki kedinin anne sanrısında
kaderi
kenti ve acıyı ikiye ayıran
şu
trafik levhasında
-beklemek bir garın çöplüğüdür-
4.
çalan bir zilin böldüğü birleşme
(arsız güneş)
açılan kepenk sesine bölünen
tren düdüğü
levhaların gölgesinde uyuyan bir dişi kedi
bulvarın ortasında doğan bir bebek-plastik-
5.
aslında
gündüz
(sırıtan bir çift diş)
kapıma ve ayaklarıma dolaşan
yapışkan bir duygu.
zaman...
iki erkek kedinin annecilik oyunundan önce
(uyuyan güneş)
körfezde boğulan onca bebek.
—ki erkekler hep katil anneleridir kılıflar içinde doğan plastik çocukların
kadınlarsa garlarda duvara asılı zamanın içine doğduğu terk ediştir.
6.
anlamsız sözcükler
besliyor kedilerin devşirdiği plastik vücutlar.
tek levhalı bir hayatın uyuşturduğu
bulvar fahişeleri...
kilise camlarına savrulan yağmur
birlerce erkeğin çığlığının ürünüdür.
7.
ansızın tren sesine karışan kepenk kapama ayini.
doğdukları andan itibaren kesilmeyen çan sesleri.
kedileri bir trenin arka vagonunda artık kentin.
gardan yeni kalmış bir trenin en arkasında -köşesinde
kadın yok!
8.
saatlere tecavüz eden bir kadın doğuyor içimde
bu sabah
bu sabah
güneş yoktu
kediler de
bulvar da yoktu
körfezde can veren çocuklar da.
gar dahi yoktu
yoktu
ANLAM YÜKLEMEYE ÇALIŞTIĞINIZ HER ŞEY YOKTU
9.
bu sabah
penceremden bir güneş doğdu
dağılan çan sesiydi
kilise yoktu.
Z.
(bu kentin tüm fahişelerine...)
RAHMİNİZDE ÇARMIHA GERİLEN TÜM ÇOCUKLARIN BABASI BENİM...
gerisi yoktu...