8 kişi kendisini tutuyor, 12 arkadaşı var.


05.03.1984 doğumlu, 24 yaşında. şu an yaşadığı yer İzmir. gsf de öğrenci olarak çalışıyor. http://avamgardist.blogspot.com/ adlı bir sitesi var.

agresifkurbaga not kutusu rss kaynağı

arkadaşları neler demişler?

çok kalabalık olunca içimizin kaldırım taşları, birileri mutlaka ölmeli...

güneşin altında onlarca söz söylendi hatta rivayete göre göre söylenmemiş söz kalmadı...
ama; güneşin altında susulmadı hiç...

varlığımın bir sandalda çürüdüğünü işittiğimde daha onbeşinde bile değildim ve hiç cümlem yoktu...

gitmişti... gidişini izlemiştim dar ufkuma dek... gitmedi... gitmiş olmanın dönemecinde durdu ve kendine bir gölge bulup oturdu...

varlığımın bir "hiçselleşme" olduğunu anladığımda yaşım onyediydi ve ilk kez bir kadının bedenine cümlemi fısıldadım...

burdaydı avcumun bir ucunda... kelimeleri eksik bir cümleydi ve üç nokta daha icat edilmemişti...

...

kim bilir parantez aralarından aşırıp sessizliği bir bedene bağışlamıştım... kırılmıştı...

kırılmıştı kalem...

otobüs duraklarının asık yüzlü kimsesizliğine sığınmıştı kağıt... köşe şıkışmıştı...

susmaktı yazmamanın anlamı ve her şairin infazıydı kalemi tutması...

yazmak ve söylemek unutmamaktı... hatırlamaktı...
unutmamak için yazılır söz...

kağıt ve kalem...

parmakların arasında kayan bir zamanda kalem de kağıtta bir köşede kendi tarihlerini bile anımsamamakta...

varlığımın varlığıma armağan olduğunu öğrendiğimde yirmiüçüme yeni girmiştim ve içimde yükselen kaldırımlarda ilk cinayetimi işlemiştim...

şimdi ise ölen bedene bakıp elimi kanıyla bulayıp "yaşamak mı yoksa ölmek mi" diyebiliyorum sadece...
kalın kitapların repliklerinden öğrendiğim az şeyle besliyorum zihnimin dar-ağaçlı yollarını...

çok kalbalık olunca içimizin kaldırım taşları, birileri mutlaka ölmeli...

kağıdın kaleme düşe-yazdığı bir yerde sadece kağıtta kalan vasiyetimdir...

varlığım "hiçSİZliğinize" armağan olsun...

agresifkurbaga   16 Haziran 2007 02:10  

İÇ KANAMA

bir sayfada iki heceli bir sözcük. Onun kadar kısa işte. Oluşumum bir satır süresi, yok oluşum bir kelime…

I.

Akşamdan sonra.
Yarı çıplak bir kadın tablosu… Adam girer. Kadına bakmaz. Kadın bacaklarını aralar. Adam mutfağa gider. Kadın bacaklarını daha aralar. Adam mutfaktan gelir. Televizyonu açar. Kadın bacaklarını daha da aralar. Adam kalkar. Kenti ikiye ayıran nehir gibi açar fermuarını.
Dikiş makinesinin pedalına iki kere iki basış sesi, veda senfonisi… Koca sayfada bir satırın okunması kadar uzun süreli…
Trafik lambaları gibi kapatır fermuarını. Adam yatağa doğru ilerler. Kadın bir kepenk gibi kapatır araladığı her şeyi.

II.

“Perde” yazmayı çok isterdim ama değil. Hiç değil. “Stop” olabilir ancak şimdiye yakışan tek söz.

III.

Sabahtan önce.
Yüksek tabanlı bir öfke… Adam yatakta sağa döner. Yüzü elbise dolabının aynasındaki çatlakta renk bulur. Kırılan bir tabak sesi… Mavi renkli balık tabak…
Çocuk girer. Yatak odası çok daralır. Kararır. Vazonun taşla buluşması. Yerçekiminin do diyez sesi… Adam yatakta sola döner. Kadın kapanmıştır. Çocuk çoraplarının çıkarır çıkardıktan sonra terliğini.

IV.

Bugün.
Yirmiüç’üncüyılında dikişi makinesinin son çalışmasının. Kırılan bir vazo… Madeni bir gürültüdür paradan yapılma lego. Elinde kalan son iskambil kâğıdı… Süzülen bir martı… Çalmayan telefonlar, yürümeyen arabalar, otoparka mahkûm bir kadın, yüksek topuklu apartman merdivenleri, o merdivenlerin kara boşlukları, sesin yankılanışı, otamatın çırpınışı, zilin susuşu…

V.

Her gün.
Merdivenleri dardır apartmanların. Her tabut yakar dörtlülerini. Kapatır trafiğe yolların hepsini. Geçilmez çelik kapıların kasalarından öteye. Bol kilitli bir tabuttur, gibidir daireler. Sonu yoktur. Her şeyin. Olmaması da düşünülemez.

Adamlar gelir hep. Kadınlar kapatır. Çocuklar kırılır.

Hiçbir zaman hiçbir tabut yoktur ki bir yılgınlığa sığabilsin.

VI.

Perde yazmalıydım burada ama şimdi yazmaktansa küfretme zamanıdır.

VII.
Leş kargalarına.

Sağa sola dönenlere, kapatıp açanlara, bir kez çalışıp sesi kesilene, her mevsim bir kere yağana, günde bir kez uçana, kırılana, kırana, açılana, açana her şeye her bir şeye her birine.
Aynadaki kırıkta kalan son cam parçası sırrını yitirene kadar çıkamayacaksın ömrümden. Burada sizi ve size ait olan her şeyi yitirip tüketip sizi dışkılarım gibi kusacağım. Sizi yitireceğim. Sizi faili en başata birincitekil olan bir acıyla kavuracağım.
Yo korkmayın. Bana yaptıklarınız gibi değil. Ben de bilmiyorum. Ama zaten içimde bir yerlerde kaybolmak sizin dayanabileceğiniz gibi değil.

VIII.

Şimdi.
İçimde ufalanan zaman taneleri gibi… Kum tanesi gibi yer çekimine ve zamana dayanamayan. Eksiltiyorum. Bensiz var oluşunuz yok bunu biliyorum. İçimde eksiltiyorum her şeyi. Tutunmayın. Korkmayın beraber düşüyoruz zaten.

Son sözümdür.
Ceninlerin ellerinden öperim.

IX.

Perde.

agresifkurbaga   15 Haziran 2007 06:32  

çok kalabalık olunca içimizin kaldırım taşları, birileri mutlaka ölmeli...

tebrikler sonunda ölmeyi becerebildiniz...

agresifkurbaga   15 Haziran 2007 06:24  

ve tanrı beni yarattı...
ben de tanrıyı öldürdüm...

içimde büyüyen bir tanrı var şimdi...

agresifkurbaga   10 Haziran 2007 16:52  

hiç yokluğu bu kadar yakın hissetmemiştim...
insanlığımdan hiç bu kadar utanmamıştım...

oksijenime takılan tenyalardan önce yaşamın bir anlamı var diye....

oysaki...

nicedir kelamım kağıda dokunmuyor...

hepsi onlar yüzünden...

unutturdular bana yaşadığım şeylerin heyecanını...

zamanımı onların kutsal acılarında vaftiz olmakla geçiridm...

ey tanrı!

dokun bana ve öldür...
inanmıyorum sana ve onlara...

üç noktalarımı geri veren hayatımın haritasının en büyük yüz ölçümlü gerçeğine teşekkürlerimi bir borç bilirim...

saolasın...
iyi ki hayatımın içine sıçtın.
iyi ki soluğumu azaltmaya başaldın...

soluğum bir namlu ağzı her an susabilecek...

agresifkurbaga   18 Mayıs 2007 03:43  

yok be sevilim ne bırakması sadece geçici süreyle servis dışıyım:)

agresifkurbaga   02 Mayıs 2007 00:44  

yine mi okulu bıraktın?

sevilkedisi   01 Mayıs 2007 23:38  

"sesim yoktu
karanlığın karnında yitirdim sesimi
kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki...
ama durmadan sorulardı
tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi
ama yine de
sorular soruyorlar soruyorlar...

adımdan gayrısını bilmiyorum"

a.t.

agresifkurbaga   29 Nisan 2007 05:47  

ne sandın gamletim...
bucalı doğduk bucalı öleceğiz:)))

(coşkun abim iyi sabahlar)

agresifkurbaga   31 Ocak 2007 05:02  

evet ah ferzan ne hale soktun bizi? zaten filmi ben izlemiştim önceden sonra da cd den tekrarını yaparken 2. cd nin de tekrarını yapmış bulunduk. neyse ankara'nın boklu griliğinde gördüğüm ender renklerden olan aditia sana söylüyorum... elimde iyi bir ingilizce oyun var onun bir çevirisine baksan diyorum:D

agresifkurbaga   28 Ocak 2007 04:30  

hiç yokluğu bu kadar yakın hissetmemiştim...
insanlığımdan hiç bu kadar utanmamıştım...

oksijenime takılan tenyalardan önce yaşamın bir anlamı var diye....

oysaki...

nicedir kelamım kağıda dokunmuyor...

hepsi onlar yüzünden...

unutturdular bana yaşadığım şeylerin heyecanını...

zamanımı onların kutsal acılarında vaftiz olmakla geçiridm...

ey tanrı!

dokun bana ve öldür...
inanmıyorum sana ve onlara...

üç noktalarımı geri veren hayatımın haritasının en büyük yüz ölçümlü gerçeğine teşekkürlerimi bir borç bilirim...

saolasın...
iyi ki hayatımın içine sıçtın.
iyi ki soluğumu azaltmaya başaldın...

soluğum bir namlu ağzı her an susabilecek...

agresifkurbaga   18 Mayıs 2007 03:53  

? bi omzu düşük adam
nidaların nafile
kaşlarındaki çatı neyin nesi

? yüreği kadar keskin sözleri -keskin sirke kübüne zarar
bu kadar yaranın sahibi kim

! gölgelerin çarkettiği bi orman
daireler çizerek koşulur hayat yolu
sen emekliyorsun aklını göğe salarak

! oynuyorsun
hergün başkası olmak
ve vazgeçmemek 17yaşından
yazgın bu senin genç adam

agnusDei   29 Nisan 2007 11:05  

soğuk...
sabahın 10'u...
ve ben hiç uyumamışım gibi...gri bir kentin eteğinde sallan bir salıncak burası.rüzgar karşıdan esiyor ve bir çok kelimemi çalıyor ansızın...
sesimi yitirmiştim oysaki.. kör bir kuyuda yıkanmıştım.vaftizim bir kan çanağı...
temizim diyemem asla ama sizler kirlisiniz...

soluğum; bir maya demiri, her sabah gözlerime çekilen mir ve bir o kadar da kısık...

doğaçlama zamanlarıma us'ta bir yanılma bu yazdıklarım...
gibi anlamsız
gibi imlasız
gibi kafiyesiz...

agresifkurbaga   29 Nisan 2007 05:44  

Yanıyor içimizin kaldırım taşları

Ritmik es

Kolu kopuk oyuncak bebek
Kaybı bir günlüğe denk düşen ılık ışık

Bilinmez
Birleşmeden nasıl sağılır tutku dudaklardan

Dudakların bükümüne bir kırmızı nergis

Bekleyen
-gibi sabır
-gibi sessizlik

Dudağın titremesi
Bardağın suya doyduğu an

Aynada traşsız yüzüm

Ritmik es

Saçları yoluk oyuncak bebek

Ellerim

Dokunmayı öğrenmeli ses
Sonra yanılgıyı

Yumruklu bir sarılma
Veda senfonisinin provası

Kaçacak yer yoksa
Yerle yeksan bir düş aynadaki yüzüm

Ritmik es

Gözleri iğdiş edilmiş oyuncak bebek

Dudakların bükümünde bir kabus

Söylenmeli söz
Çalmıyorsa istencin yabanıl atını

Korlara bulanan bir acıdır içimde hissettiğim

Sigaranın kül tablasında sönüşü
-gibi derin nefes
-gibi hırıltı
Uyurken okunmalı tarih kulaklara
Belki diye

Yatakta solgun bir nergis gibiyse beden
Yüzümde bir çözülme

Ritmik es

Sakallı oyuncak bebek

Aynada parlayan yüzüm

Bayram arifesi acıları çınlıyorsa parmak uçlarında
Yazılmalı tarih uykunun köşesine
Fısıldamalı sözler kapalı bilincin kapısında
Belki diye

Bir sabah
-gibi bir savaş
-gibi Cesedin soğuk gölgesinde uyanmak

Sabah eksik ve yaralı
Yüzümün gölgesi sarı

Ritmik es

Ağlayan oyuncak bir bebek
-gibi sesli

Titremiyorsa sözcükler dokunmalı tenler
-gibi yalan
Yalan yaşamın düş kırıklığı

Unutulmamalı gece ve ses
Kırılmadan içeride en büyük
-gibi büyük betimleme

Bugünün düne yakınlığı kadar ezbere

Ritmik es

Son söz niyetine bir duadır yazmak

“her şairin infazı kalem tutmasıyla”

Söz biter
Çığlık kalır

Sakın ıslık çalma

-ki bu kentin tüm kadınları ellerinizde tenimin her damlası

Tenim tinine armağan olsun

Kırılan bir ayna
-gibi yüzüm

Yakılan bir bebek
-gibi oyuncak

Yazılan bir şiir
-gibi bu yalan

agresifkurbaga   17 Şubat 2007 15:06  

ANNE-TREN-YATAK-BABAM vs…

dağınık yatak
gözlerin perdenin arkasında
bir rüzgar esse aralanacak
iki kitap arasına saklanmış kadınlığın
bacakların yok
gündüzünde uyuyan
gecesindeyse hiç uyanmayan biri var içimde
çiçeklerin devrimi olmuş
kahretsin
artık sevgimi hapsedemeyeceğim çiçeklere
hem bu hava
hem bu mevsim
yağmur yapmaz
“anne ben uyandım”
annem yok
dağınık yatak ertesi
kırmızı bir ruj gibi gözlerin camda
yüzün gök’e benziyor
dışarıda bir çift aşk yapıyor
uçaklar denize gömülü
trenler hiçbirşeylerini taşıyor insanların
kemanlar suskun
yatak dağınık
kafam kanıyor
içerden birileri çıkıyor
sabah onları karşılıyor
“sen sabah değilsin ki”
annem uyuyor
yatağı derli ve aynı zaman da toplu
aynı
saçları gibi
“anne uyan güneş yok”
çocukluğumda güneş
annem sütün beyazlığını almış üstüne
ama benim hiçbirşeylerim nerede
tren
tren gitti
ben hiçbirşeysiz bir şey
bana eski yunandaki fenerleri anlat anane
buranın sokak lambaları bile bozuk
dağınık yatak
annemin topuzlu ve beyaz saçları
yüzün gök’e benziyor
kahven soğumuş
sigaran da mı yok
ben sevişmeyi bilmiyorum
“anne uyan sevişemiyorum”
“anne uyan güneş kaçmış”
“anne uyan”
anne seviş de
anne sev işte
babam ekmek fırınına gidiyorum kadar uzak
tütsülü yalnızlıklar ve misk-i amber kokan
bir odada
keman çalıyor yaşlı bir kız
yaşlılığı o delikanlıdan
“anne herkes devrimde biz niye evdeyiz”
parklar mitralyöz gibi yalnızlık ve bencillik
öğretiyor çocuklara
o demir çubuklar evlerimiz değil ki
kumlar
onlar çok uzaktalar yıldızın kırıntıları
dağınık yatak
uyanmamış bir ben –hiçbirşeysiz-
“şey tren kaçta”
“isadan da önce ha iyi yetiştik”
ben senin hiçbirşeyinim
“anne ben gidiyorum”
Babam da trende Lorca’nın yanında isanın
ötesinde
bir kadın tamamı ile Nietche’yi okuyor onun
gözlerinde
Marx sakalına takılan yün tanelerini
temizliyor
Babam Lorca ve Zola iskambil oynuyor
oyunun jokeri ben oluyorum
bir onun elinden bir Babam’ın eline
tren düzgün bir o kadar uçsuz
“anne ben gittim”
güneş burada
beyaz annem
ve
gök sen
güle güle gittim
ben senin hiçbir şeyinim
ya sen
benimle gelmiyor musun?

agresifkurbaga   31 Ocak 2007 23:19  

KENT GÜNCEM

1.
saatlere tecavüz eden bir ırmak
(edepsiz güneş)
akar
kenti ve göğüsleri yararak

plastik bebekler taşıyor fahişeler
-rahimlerinde
rahimleri ki bir koli bandı tadında...

2.
ne zaman
(kayıp güneş)
kentte bir erkek erkeği öpse
garda uyanıyor tüm kadınlar

-gitmek için çok geç-

3.
uyanıyor çöplüklerde
(yasak güneş)
iki kedinin anne sanrısında

kaderi
kenti ve acıyı ikiye ayıran
şu
trafik levhasında

-beklemek bir garın çöplüğüdür-

4.
çalan bir zilin böldüğü birleşme
(arsız güneş)
açılan kepenk sesine bölünen
tren düdüğü

levhaların gölgesinde uyuyan bir dişi kedi
bulvarın ortasında doğan bir bebek-plastik-

5.
aslında
gündüz
(sırıtan bir çift diş)

kapıma ve ayaklarıma dolaşan
yapışkan bir duygu.
zaman...

iki erkek kedinin annecilik oyunundan önce
(uyuyan güneş)
körfezde boğulan onca bebek.

—ki erkekler hep katil anneleridir kılıflar içinde doğan plastik çocukların
kadınlarsa garlarda duvara asılı zamanın içine doğduğu terk ediştir.

6.
anlamsız sözcükler
besliyor kedilerin devşirdiği plastik vücutlar.
tek levhalı bir hayatın uyuşturduğu
bulvar fahişeleri...
kilise camlarına savrulan yağmur
birlerce erkeğin çığlığının ürünüdür.

7.
ansızın tren sesine karışan kepenk kapama ayini.
doğdukları andan itibaren kesilmeyen çan sesleri.
kedileri bir trenin arka vagonunda artık kentin.
gardan yeni kalmış bir trenin en arkasında -köşesinde
kadın yok!

8.
saatlere tecavüz eden bir kadın doğuyor içimde
bu sabah

bu sabah
güneş yoktu
kediler de
bulvar da yoktu
körfezde can veren çocuklar da.
gar dahi yoktu

yoktu
ANLAM YÜKLEMEYE ÇALIŞTIĞINIZ HER ŞEY YOKTU

9.
bu sabah

penceremden bir güneş doğdu
dağılan çan sesiydi

kilise yoktu.

Z.
(bu kentin tüm fahişelerine...)
RAHMİNİZDE ÇARMIHA GERİLEN TÜM ÇOCUKLARIN BABASI BENİM...
gerisi yoktu...

agresifkurbaga   31 Ocak 2007 23:17  

agresifkurbaga TV

Şu an 70 milyon ne izliyor?

agresifkurbaga TV

Şu an 70 milyon ne izliyor?

agresifkurbaga TV

Şu an 70 milyon ne izliyor?

BLOG agresifkurbaga rss kaynağı

adresi: http://agresifkurbaga.sosyomat.com/blog

Sosyomatlar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. edebiyat

    edebiyat

    1710 üyesi var. üyelik serbest.
  2. radio left

    radio left

    161 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  3. izmir

    izmir

    2620 üyesi var. üyelik serbest.



 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ

ARKADAŞLARININ EKLEDİKLERİ